Tiroid Kanserleri
troid_bez_hastalklar-3 Tiroid-Bezi-Bozukluklar
Yukarıdaki şekillerde de görüldüğü üzere tiroid bezi (tiroid glandı), boynun önünde, at nalı şeklinde iki yan lobu ve bunları birleştiren ve istmus diye adlandırılan bir ara lobu vardır. Tiroid bezi boyunda adem elması olarak bilinen kıkırdaksı çıkıntının altında yer almaktadır. Tiroid bezinin erişkin bir kişide ortalama ağırlığı 15-20 gr arasında değişir. Bir lobun boyutları ortalama olarak 40-50 mm (uzunluk), 15-20 mm (genişlik) ve 10-15 mm (derinlik) kadardır.
Tiroid bezi etrafı bir tabaka tiroid epiteli ile çevrili, içi kolloid denilen bir madde ile dolu foliküllerden oluşmuştur. Tiroid epitel hücrelerinde T4 ve daha az olarakta T3 denilen tiroid hormanları üretilmektedir. Ayrıca folikül epitel hücreleri arasında kalsitonin denilen bir hormon salgılayan parafoliküler C hücreleri mevcuttur.
Tiroid bezinin her ne sebeple olursa olsun büyümesine guatr, tiroid bezinde lokalize, çevresinden kıvamca farklı yuvarlak veya oval kitlelere ise tiroid nodülü denmektedir. Tiroid nodülleri tek veya daha fazla sayıda olabilir. Elle muayene edilerek tespit edilebilen tiroid nodülleri olabileceği gibi elle tespit edilemeyen ancak ultrason veya başka bir görüntü yöntemiyle tespit edilebilen nodüller de olabilir.
Tiroid nodülleri elle muayene yöntemiyle değerlendirildiğinde toplumda yaklaşık % 5-10 sıklığında görülürken, ultrason kullanılarak tiroid bezinin incelemesi yapıldığında ise % 20-60 sıklığında görülebilir. Elbette tiroid nodülünün önemi bu nodüllerin bir kısmının kanser olma ihtimalinin var olmasından kaynaklanmaktadır. Tespit edilen tiroid nodülünde kanser olma ihtimali değişkenlik göstermekle birlikte % 5-10 arasında olabilmektedir. O bakımdan tiroid nodülü tespit edildiğinde bu nodülde kanser olup olmadığı kesinlikle araştırılmalıdır. Tespit edilen nodülün bazı özellikleri ve ultrasonda tespit edilen bir kısım görüntüler kanser olup olmadığı hakkında fikir verebilirse de bunu anlayabilmenin en iyi yöntemi tespit edilen nodülden ince bir iğne ile örnek alınıp (tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi=TİİAB) mikroskop altında incelenmesidir.
Tiroid kanserleri tiroid bezindeki foliküler epitel hücrelerinden veya daha nadiren bu hücrelerin arasında yer alan parafoliküler C hücrelerinden köken alırlar.
Tiroid kanserleri insanlarda görülen tüm kanserlerin % 1’inden daha azını oluşturur. Ancak uygun tedavi yöntemleri kullanıldığında yaşam şansı oldukça yüksektir. Belki de tedaviye en iyi cevap veren kanser türlerinden biridir.
Tiroid kanseri yapan nedenler diğer birçok kanser türünde olduğu gibi kesin olarak bilinmemekle birlikte özellikle çocukluk döneminde boyun bölgesine radyasyon uygulanan kişiler risk altındadırlar. Ailesinde tiroid kanseri olan kişilerde de risk artışı vardır.
Yukarıda da kısmen belirttiğimiz gibi tiroid bezinde bir şişlik (nodül) tespit edildiğinde kanser olup olmadığı kesinlikle dışlanmalıdır. Bu kişilerde aşağıda saydığımız özelliklerden biri veya daha fazlası varsa kanser olma ihtimali bir miktar artmaktadır.
– Kişinin yaşı 20’den az veya 70’den fazlaysa
– Çocukluk ve adölesan çağda boyun bölgesine alınan radyasyon
– Konuşmada, solunumda, yutkunmada değişiklikler
– Nodül büyüklüğü 4 cm’den fazlaysa
– Tiroid kanseri aile hikayesi olması
– Ses kısıklığı
– Çok sert nodül
– Boyun bölgesinde lenf bezi büyümeleri
Ancak tiroid bezinde oluşan şişliğin (nodülün) kanser olup olmadığı konusunda karar verilmesindeki en önemli yöntem ince bir iğne ile bu nodülden örnek alınıp mikroskop altında incelenmesidir. Bu inceleme sonucuna göre ameliyat kararı alınır veya hasta ameliyat edilmeden takip edilir. Bu biyopsi sayesinde hem hastaların gereksiz yere tiroid ameliyatı engellenmiş olur hem de sonucu kanseri gösteren hastaların kanser olduğu anlaşılarak ameliyat edilirler ve gereksiz yere ikinci bir kez tiroid ameliyatı olmaları engellenmiş olur.
Tiroid bezinde veya boyun bölgesinde tespit edilen her şişlik kanser değildir ve ameliyatı gerekmez. Alınan biyopsi sonucu başta olmak üzere hastanın diğer özellikleri de değerlendirilerek ameliyat kararı verilir. Bu şekilde hareket edilelerek hastalar gereksiz ameliyat edilmek durumunda kalmazlar.
Tiroid kanserleri bazen başka nedenlerle ameliyat edilen tiroid bezinde patolojik inceleme sırasında tesadüfen de teşhis edilebilir.
Tiroid kanseleri genel olarak 4 tipe ayrılır:
* Papiller karsinom
* Foliküler karsinom
* Medüller karsinom
* Anaplastik karsinom
En sık görülen tiroid kanseri papiller kanserdir. Tüm tiroid kanserlerinin % 60-80’i papiller tiroid kanser oluşturur. Foliküler kanser papiller kansere göre daha az görülür (% 15-30). Diğerleri daha nadir görülür. Tiroid kanserleri arasında en iyi seyirli olan papiller tiroid kanseri iken en kötü seyirli olan anaplastik tiroid kanseridir.
Tiroid kanserinin kesin tedavisi ameliyattır. Ameliyat sonrası hastanın özellikleri değerlendirilerek hemen hemen tamamına yakınına atom tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot tedavisi (genelde yüksek dozda) uygulanarak ameliyat sonrası kalabilecek olan mikroskobik kanser hücrelerinin tahrip edilmesi amaçlanır. Aynı zamanda İyot 131 denilen bir madde kullanılarak tüm vücut taraması yapılıp kanserin nadiren de olsa vücudun diğer dokulara yayılıp yayılmadığı kontrol edilir.
Yukarıda da bahsedildiği gibi tiroid kanseri ameliyatında genelde tiroid bezinin tamamı veya tamamına yakını çıkartıldığı için tiroid bezinin üretmesi gerektiği ve ameliyat nedeniyle üretemediği hormonları yerine koymak ve kanserin yeniden ortaya çıkmasını engellemek için ömür boyu tiroid hormon tedavisi olarak bilinen ilaç tedavisi her gün alınması gerekmektedir.
Ameliyat, radyoaktif iyot tedavisi ve ardından başlanan tiroid hormon tedavisi ile hastalar uzun yıllar yaşayabilmektedirler. Ancak belli aralıklarla kan tahlili yapılarak verilen tiroid hormon ilacının dozunun ayarlanması gerekir. Ayrıca tiroglobulin olarak bilinen ve kanser hücreleri tarafından da üretilebilen hormonun tayini yapılarak kanserin tekrar edip etmediği konusunda fikir sahibi olunulabilir. Yine belirli aralıklarla İyot 131 denen bir madde kullanılarak yapılan tüm vücut taramalarıyla da kanserin tekrar edip etmediği ve başka bir organa yayılıp yayılmadığı konusunda bilgi sahibi olunarak buna yönelik tedavilerin erkenden planlanması sağlanır.
HAZIRLAYANLAR; Doç. Dr. Sedat DEMİR, Dr. Arif B. HACIHASANOĞLU,
8 Temmuz 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder